Hermetik ve Sanskrit Öğretiler

Posted: 24/08/2010 in Semavi Öncesi

Günümüz Batı disiplinlerinde düşünce tarihi sadece entelektüel yönüyle ele alınmakta ve Antik Grek Uygarlığı ile başlatılmaktadır. Batı’ya göre felsefe orada başlamış ve uygarlık bu tarihleme ile başlamıştır. Uygarlık ve düşüncenin antik-grek olarak kod’lanması dünya düşünce tarihinde içinden çıkılmaz sorunları da beraberinde taşıyarak sonsuza kadar sürecek olan tartışmaların ilk ateşide  yakılmıştır.

Tarihsel süreçte yöneten ve yönetilen sınıfının ortaya çıkmasıyla yöneten sınıfın yönetilen sınıfın başkaldırısını önlemek amacıyla dinler yaratılmıştır. Semavi dinlere kadar somut olan tanrı kavramı bilginin ezoterik olması sebebiyle mistik simgesel anlatımlarla inisiye olmuş kişilere verilmesi , Semavi dinler sonrası ise Tanrı’nın soyut bir hale sokularak egzoterik olarak herkese verilmesi kavramlarını gözden kaçırmamak gerekir.

Konuya analitik olarak yaklaşırsak batı düşünce sistemleri sadece entelektüel olarak ele alınmakta tarihsel süreçlerde meydana gelen değişiklikler gözardı edilmektedir.Felsefe sözcüğü bile gerçek anlamından uzaklaştırılarak bilgiye olan sevgi biçimine girmiştir. Tanrı kavramını anlayabilmemiz ve süreçleri daha iyi analiz yapabilmemiz için antik Yunan’ında Öncesine geçmek zorundayız. Eğer düşüncelerimizi buradan başlatırsak gerek tanrılı gerekse tanrısız hepimizin çıktığı nokta aynı olur. Felsefenin gerçek noktası olan ‘’tanrısal bilgelik’’ ancak antik yunan öncesine uzanılarak anlaşılacaktır.

Antik Grek’ in başlangıc noktaları olan Orpheus (İ.Ö.1000),  Solon (İ.Ö.650),  Thales (İ.Ö.6009),  Pisagor (İ.Ö.580-487), Mısırda Thebes ve Menphis tapınaklarında 20 yılı aşkın sürelerde eğitim aldıkları saptanmıştır.  Thebes ve Menphis Tapınaklarının içine girdiğimiz zaman , Solon hukuk, Pisagor sayı mistiği ve matematik, Orpheus Yunan mitolojisinin oluşum kaynağı, Thales felsefe konularında eğitim almışlardır. Thebes ve Menphis tapınaklarının eğitim yapısı incelenirse Hermes öğretisinin uygulandığı görülür. Bu öğreti dışa kapalı , rahip ve kral öğretisi olup elitisttir.


Thebes

Antik Mısır ‘da , Doğa Bilimleri, Astronomi, Hukuk, Matematik, Mistisizm ve Mitos eğitimleri verilmekte olup  dönemin üniversitesi niteliğindedir.  Bu öğretiler  içinde öğretilen dinsel yapının içine girersek sezgi ve sağduyu ile örülmüş çoğu zaman duygularla örülmüş olduğunu ve çoğu zaman emir kipinde olduğunu görürüz.  Antik-Mısır’da öğretilen Hermetik bilginin belirli noktalarda somuta indirilememesi sebebiyle günümüz insanı için öğretiyi anlamanın en iyi yöntemi kültür haritasını takip etmektir. Mithos içindeki bilgi çoğu zaman simgesel ve alegoriktir. Yatay kültürlerde tarihsel süreçler içerisinde yaşanan sanat, mit, din ve felsefe ve diğer kavramlar dikey olarak her bireyde algı, duyu, inanç ve us olarak kendini bulur. Bu noktada siz yatay zinciri her hangi bir noktasından koparırsanız insan usunda meydana gelecek etkiler zincirin kopan halkasından devam edecek, önceki parçalar batıl kabul edilecektir. İşte insanoğlunun hayat serüveninde Tanrı kavramlarındaki değişmenin sebebide budur. Kültürlerin kavramlara etkisi aklın tarihteki serüvenidir. Bu serüven içerinde ki , Tanrı kavramlarını zincirin koptuğu noktadanmı yoksa zinciri birleştirip genele objektif bakış açısıylamı bakacağımız , dünya üzerindeki tüm Tanrı kavramının değişimine sebebiyet verecektir.

Yaşam insan’ ın insanı arayış serüvenidir. İnsan kendini ararken tarih sahnesinde gerek maddi gerekse metafizik unsurlardan yararlanmıştır. Bizler her ne kadar kavga etsekte bugün Uygar saydığımız dünyanın uygarlık ayaklarından biri Din/Tanrı diğeri Bilim üzerine kuruludur. Bu ayaklardan birinin yıkılması üzerinde yaşadığımız Judeo-Hristiyan yani Grek, İsa ve Roma imgelemi üzerine inşaa edilen  sanal uygarlığın yıkılmasına sebebiyet verecektir. Bugünün yaratılmış ve tarih sahnesinde öncesiyle bağları koparılmış insanoğlunda Tanrı ve Din kavramı eski ve yeni zaman arasında oldukça farklılaştırılmıştır, ve bu farklılaştırmasının sebepleri ise tartışma konusu olabilecek kadar büyüktür.

Hermetik Öğretinin Temel Kavramlarını İncelediğimiz Zaman ;

H – R – M

Grek ve  Latin dillerinin yapısına karşın Mısır’ı da besleyen dillerinin yapısı İbrani, Arami, Asur, Keldani , Süryani , giderek Arabi  dillerinin yapısı intentional dır.  Bu kavram niyete bağlı, mana dili niteliği taşır. Açık bir deyişle Grek ve Latin dilleri yazıya aktarıldığında ünlü ve ünsüz harfler kullanılarak ifade yazı kalıplarında dondurulmuş ve sınırlandırılmış olur. Oysa intentional diller, yazı dili yalnızca ünsüzlerle kurulur ve okunurken ünlendirilir. Bu bağlamda Yunancada Hermes olarak kodlanan sözcük aslen HRM diye kodlandırılan ve H i R a M olarak ünlendirildiğinde ” Nurlanmış”  anlamına gelir.

Bugün çeşitli dinlerdeki tasavvuf yolunun kaynağıdır.  Hermes, hiramus, hermese olarak literatüte geçmiştir. İslamda İdris olarak geçer. İdris terzi demektir. Hermesin Mısır dilindeki ismi Thot’ tur. Thot ,  inisiyasyon yöntemiyle insana hal elbisesi giydirir. Bunu belirli aşamaları vardır ve bu konunun yazıldığı Mısırlıların Kara Kitap ’ı bugün ülkemizdede yayınlanmıştır. Alınıp incelenirse bugün tasavvuf yolu ile insana giydirilen hal elbisesi mısırlılarınki ile birebir aynı olduğu görülür.  Anadoluya Hermes , Ermiş olarak girmiştir,  Tanrıya kavuşma halinin ortak ismidir. Hermes artık o konuma gelmiş insanlar için kullanılmaya başlanmıştır. RA ‘ya ulaşmış kişi, Ra ışık tanrı, nur tanrı, güneş tanrı .

Thot

Hermetik öğreti etkisi altında gelişmiş İbrani ve Arabi kültürlerde “ İbrani Kabalası ve Zohar’da , Arabi Ebcet ve Hurufilikte görülen sessiz harflerin sayılarla eşleştirilmesi ve yerleri değiştirilerek anlam kombinasyonları oluşturulması geleneği Hermetiktir.

Örnekle Hermes’i Açarsak

HRM  =  Hiram
RHM  =  Rahim
HMR  =  Hamur

Takı olarak

HMRB      =  Hamurabi
RHMN      =  Rahman
İ-HRM     =  İhram
MHR-M   = Mahrem
HRM        =  Haram

Mekan olarak

EHRAM
MESCİD-EL HARAM
EL HAMRA
HİRA DAĞI
HİRA MAĞARASI

Süleymanın mabedi Hiram adında bir bilge mimar  tarafından yapılmıştır.

RA ile ilgili olanlardan bazıları ;

ABA – RA – HAM
İS – RA – EL
AM – ON – RA

Saf aklın bilgiye ve hikmete kavuşması bütün uygarlıklarda güneş ve nur simgeleri ile belirtilir. Sanskrit öğretilere karşın aydınlanmayı amaç edinen Batı, Ortadoğu dahil düşünce yapısını veren Antik Mısır Hermes öğretisidir. Halka daima kapalıdır ve üç temel üzerine inşa edilmiştir. Kavramsal olup akla, simgesel olup sezgiye, mistik olup iç deneyime hitap eder.

Bu öğretide insan 7 mertebeden oluşur.

1- Shat : Maddi beden
2- Ank : Hayat kuvveti
3- Ka : Astral nur
4- Hati : hayvansal ruh
5- Sheybi : Kutsal ruh
6- Bai : Akli ruh
7- Kon : İlahi ruh

Bir öğrenci için son amaç Nur’ a ulaşmaktır,  buda 3 aşamalı bir eğitimdir.

1- Beden eğitimi
2- Hayvansal ruh eğitimi
3- İnsani ruh eğitimi.

İnsan ancak insani ruh eğitiminden sonradır ki evrenin görünmez kuvvetleriyle iletişime geçebilmekte ve gayb aleminden feyz alabilmektedir.

RA :  NUR.GÜNEŞ
OS-İR-İS :  TÜMEL ZEKA
AM-ON-RA :  KOZMİK SEVGİ GÜNEŞİ

Hermes der ki ;

“  Osiris semadadır fakat osiris aynı zamanda her insanın kalbindedir. Kalpteki osiris semadaki Osirisi tanırsa o zaman insan tanrısal bir ermiş olur ve parçalanan Osiris tekrar toplanır. “

“  Tanrılar ölümsüz insanlar, insanlar ise ölümlü tanrılardır. Nur sizsiniz ve bu nur daima parlasın .

Bilgiyi toparlama , birleştirme ve üretme konusunda Antik Yunan’ın beslendiği en önemli yer Mısır olmakla beraber Hitit, Asur, Fenike gibi Anadolu uygarlıklarıda azda olsa etkili olmuştur, fakat  asıl sentez Mısır’ dır. Antik Mısır bilgi ihracını sadece Yunan’a ihraç etmemiştir. Musa’nın öğretisi olan Musevilik Mısır kökenlidir ve bu konuda araştırma yapanlar bugün hayrete düşmüş durumdadırlar.  Musa kesinlikle İbrani  asıllı birisi değil hermetik öğretiyi öğrenmiş Rahip-prenstir.  Konuyla ilgili Mısırda yüzlerce yazılı kanıt olmasına karşın insanlara açıklanmaz.

Mısır uygarlığında ilk büyük devrimi yapan 4.Amonethep ,  günümüz dünyasının İlk aydını sayılır. Mısırda halk arasında bulunan yüzlerce öğretiyi birleştirip  tek din haline getirerek rahip istismarını ortadan kaldırmıştır.  Monist anlamda tek tanrı anlayışını ilk kez o ortaya koymuş , bu tanrının adı Aton olmuştur.  Kendi adını da IKNATON olarak değiştirmiştir. Yeni uygulama ruhban sınıfın eğemenliğini sona erdirerek seküler dünya yaşamına geçiş niteliğidir.  Musa tarafından Kenan diyarına götürülen Yahudi toplumunca inanılan tanrının ADONAİ denmesinin bu tanrının ATON dan başkası olmadığını gösterir. Aynı tanrının Yunanda ADONİS olması gibi.

MU-SA :  Su ile gelen demek
MU-SU-İSİUS :  Suyun oğlu
ADONAİ :  Efendimiz.

Mısırda genel anlamda tanrı THE  (TE) dir ve mısıra kafkaslardan geçmiştir.

BETH – BEYT-BETHES :  ev anlamında kullanılır
THE-BEHT :  tanrının evi demektir.

THE kavramı proto-Türklerde TEO  olarak geçer,  Çinde ise TAO .  Antik yunan yoluyla batıya geçen tanrı işte bu THE – TEO – TAO –DİO dur.

THEO – LOGİ   :    Tanrı bilimi.

Ünlü mısır tanrısı   AM – ON Türklerden alınmıştır, kozmik sevgi anlamını taşır.

AM :   Sevgi, vajina
ON :   Kozmos, varlık

Batıya geçişi AM–OR ,  AM-UR diye aşk anlamında geçmiştir ve Proto Türklerin bir armağanıdır bu.  Varlık anlamındaki ON yine yunan kanalı ile batıya geçmiştir.

ON-TO-LOGİ :   tanrısal varlık bilimi.

Dionisos Kültü, Orpheus tarafından antik mısırdan egeye taşınarak Mitologia biçimine getirilmiştir.

DİONİSOS – Dİ-ON-İSİUS  -  THE –ON-İSİUS   :  Tanrısal Varlığın Oğlu,
THE : Tanrı – ON : Varlık – İSİUS : Oğul

Pisagor mısırda öğrenim görmekte iken Perslere esir düşmüş, babilonya’ ya götürülerek orda 7 yıl boyunca ezoterik kurumda matematik ve astronomi eğitimi almıştır. Daha sonra yunan’ a geçerek kendi sentezini sayı-mistiğini  öğretmiştir. Daha sonraki yüzyıllarda ritüellerini BEKTAŞİLİK ve MEVLEVİLİK takip etmiştir.

Ünlü sayı  Pİ :  3,14    ( 3,1416)  THA ( tanrı) GORAS ( karanlıktan aydınlığa çıkan) ,
Mısırda ilk tanrı olarak bilinen Pyth , pythagoras tarafından ilk ve düzenleyici ilke olarak kabul etmiştir.Ona göre evren armonik bir bütündür. Armonik ise , ayrılıkların birliğidir. Pi , ise sınırlı sonsuzluğu İfade eder. Pisagorun bu değerleri gelenek ve inançları sarsmaya başlayınca katledilmiştir.  Pi sınırlı sonludan sınırsız sonsuza akıl yoluyla bağ kurma çabasıdır. Bu daha sonra HEGEL tarafından kulanılmıştır.  Mısır Hermetik öğretisi bu tür üçlemelerden oluşur , piramitlerin inşasında bu Dik Üçgen yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca Yunanlılar Hermes’e üçkere bilge Hermes’der. Bu öğretilerin öğretildiği dünyanın diğer köşelerine bakarsak.

  • Mısırda : Thep ve Menphis
  • Eski Yunanda : Pisagor okulu, Elois okulu
  • Romada : İsis tapınağı
  • Eski İranda : Zerdüşt tapınağı
  • Filistinde : Esensiler tapınağı (isa esensidir.)
  • Kudüste : Süleyman tapınağı
  • Doğuda : Tibet
  • Hintte : Brahma, Krishna, Buda

Bütün tapınaklarda ortak simge Üçgen ya da Triad dır.

SEVGİ

SEZGİ                                                                    BİLGİ

Anadoluda Yunus Emre,  Mevlana , Alevi-Bektaşi üçleme triadlarını benimsemişlerdir. Çünkü tamamen Hermetiktirler. Mistik simgesel anlatımlar Teo-Sophia Arap kanalında Tasavvuf adıyla anılmıştır. Teo-sophia, Teo-logia dönüştündüğünde aklın kendi yöntemlerine başvurarak açıklamalar bulma çabası başlamış ve metafizik felsefe doğmuştur. En temel sorun bilmek ve aydınlanmaktır.  Çok masum bir gereksinim olan bilmek ve bilinçlenmek hiç de kolay olmamaktadır , çıkar cevrelerinin devreye girmesi Bilgi kavramının oldukça tehlikeli bir biçime sokmuştur.  Şimdi bu aydınlanma etkilerini dinler başlamadan bir göz gezdirirsek.

TİBET :

Dünya kültürünün en önemli parçalarından biri olan ve Hermes öğretisine paralel olarak  İÖ 7 yy. Ö 7 yy.  da Tibet tapınaklarında uygulanmaya başlanmıştır.  Başlangıçta Tibet tapınak ismi iiken sonra bölge ismi olmuştur . Söyleniş olarak THE – BETH (tebet) olup anlamı Tanrının Evi demektir.  Tibet tapınakları baskı görmemek için zor ulaşılır yerlere kurulmuş  ve  laboratuar gibi katılımcıların  inisiye edildiği yerler haline gelmiştir. Tibet tapınaklarında da Hermetik öğretide olduğu gibi yalnızca  doktrinsel olmayıp mistik öğretiyide kapsar.

HİNDİSTAN :

Tibetteki bu çalışmalar Hindistana yayılmıştır ve binlerce din oluşmuştur. Bunları 5 grupta toplarsak ;

1- Vedizm  : (İÖ 2000)  Ana düşünce , Atman (bireysel ruh) Maya’nın aldatıcılığından Vedanta ile kurtulup tek ve evrensel gerçek olan Brahman ile birleşir.

A-Tha-Man    :   Tanrısal insan
Brahman         :   Aba – Ra – H- Man  :   insanların Ra babası.

2- Brahmanizm :  (İÖ 7 yy) Din adamlarının Vedaları yorumlaması sonucu ortaya çıkmıştır. En ünlü kişiliği Krishna ‘dır. Brahma ile birleşmiş bir yol gösterici olarak kabul edilir.

Upanishadlar :    Barahmanizme yeni yaklaşımlar getirerek  farklı inanç ve mistik önermelerinin yerine düşünce önermelerini kullanırlar, bir anlamda felsefeye geçiş.

” O (Brahman) birdir ve herşeyin görünmez nedeni ve içeriğidir ; her şeyle ve her şeyde tecelli eden O’ dur ; O Atmandır (Nefs) ve dolayısıyla o sesin. “

3-  Janizm :  (İÖ VI yy)  Önce güzelliğe sonra Nirvanaya ulaşmaktır asıl olan. Budizmden farklı olarak Nirvana’ya ulaşan kişi benliğini sürdürür, evrende eriyip gitmez.

4- Budizm : (İÖ 560-450) Budizmin kurucusu GAUTAMA SHAKYAMUNİ adında Bir TÜRK prensidir.  Hinduizmin temelinin  mitolojik ve ritüel yapısına karşın tamamen pisikolojiktir. Tanrı ya da doğanın oluşumunun yerine insan psikolojisi ele alınarak psikoterapik bir yaklaşım uygulanmıştır.

Budalığa sekiz basamaklı yol ile ulaşılmaktadır. İlk iki basamağı , doğru görmek ve doğru bilmek ile ilgilidir, bunlar ;

  1. Temiz inanç
  2. Temiz istek
  3. Temiz dil
  4. Temiz eylem
  5. Temiz birleşme
  6. Temiz kazanç
  7. Temiz özen
  8. Temiz düşünce

Budizme göre hiç birşey kendisiyle özdeş kalmaz sürekli akar. Aynı düşünce Yunanda Herakleitos tarafından dile getirilmiştir. Buda metafizik sorunlarla ilgilenmemiş bunu yararsız bulmuştur. Tek amacı insanı acıdan kurtarmaktır. Buda Hermes gibi bir sıfat olup kim nirvanaya ulaşırsa Buda o dur.

” Kardeşlerim ! Kurtuluşu , ancak kendi istencinizde arayın . Çünkü insanı hapseden şeyler sizin içinizdedir. “

5- Hinduizm :   Kökleri Vedizm ve Brahmanizmden kaynaklanır, kurtuluşa ermenin 6 yolu vardır (Darçana). Hint düşünce ve inancını derleyip toparlayan Mahabaratha destanının belirli bölümlerinide içeren kutsal yazmalar niteliğindeki Bhavad Gita ‘ dır.

ÇİN :

Mısır ve Hint uygarlıkları gibi eski bir uygarlıktır.Sürekli Orta Asya Türkleri ile ilişki İçinde olmuşlardır. Kurumsal anlamda hiçbir dine sahip olmamışlardır. Kurumsal anlamda hiç bir din olmayan Çin ‘de öğretiler bilgelik niteliğindedir.

Çin de halk , üç ilke olarakta söylenen Tao öğretisi, Konfüçyüs Öğretisi ve Buda Öğretisinden yararlanmışlardır. İlk Çin imparatorluğu döneminden kalan İ-Ching isimli kitap Tao’yu anlatan kitaptır. Daha sonra Çinliler Ying ve yang karmasından kozmik temel tiplere girmek istemiş ve yeni sistemi kitaba dahil edilmiştir. Kitap 64 değişik şekilden ( hexagram ) oluşur.  Bunlar tao’nun insanda ve doğada raslanan çeşitli durumlardaki kalıplarını yansıtan kozmik arketiplerdir.  Bu kitaba göre varolan herşey Tao’ya bağlıdır Bu da bütünsel varlık Taichi ‘dir. Taichi’den iki karşıt ilke ortaya çıkmış , bunlar evrenin oluşumunu sağlamış ve Yin – Yang diye adlandırılmıştır.

Taichi öğretisini geliştiren en yetkin bilge Lao-Tzu dur. Tao yol olarak adalandırılmış ve şöyle tanımlanmıştır ;

” O kendiliğinden değişip başkalaşan , başka varlıkları oluşturan , yine de kendinde değişmez ve başkalaşmaz olarak kalandır. “

Yol tamamen diyalektik unsurlara göre çizilmiştir.

  • Tao      :  Birlik
  • Taichi :  Çokluk

Taichi olan Tao ‘nun kendisidir.

  • Tao : Yokluk
  • Taichi : Varlık

Tao Taichinin öznesidir.

Diğer bir bilge Konfüçyüs ( Kung-Fu-Tzu) öğretisi tamamiyle pratik ahlak olup hiç bir metafizik öğe içermez.

PERSLER VE MEDLER :

İÖ 2000-1500 arasında Hindistana olduğu gibi İrana giden Hint-Avrupalılar iki topluluktur ; Pers ‘ler ve Med’ ler. Veda kültürünü Hindistandan İrana taşımışlardır.  Persler arasında benimsenen öğreti ilkel Mazdekçiliktir. Medlerde güçlü bir din adamı sınıfı vardır.İlkel mazdekçiliğin yerine klasik Mazdekçiliği oluşturmuşlardır. Zaten daha sonra bu Yahudilikle birleştirilerek Hıristiyanlığı doğurmuştur.

İ.S 3 yy. İranın resmi dini olarak kabul edilmiştir. Zerdüşt İran düşüncesine ikiciliği getirir. Ahura- mazda’da HÜRMÜZ (iyi,güzel,Işık,yaşam) Ehrimen ise (kötü,çirkin,karanlık,ölüm) karşılığı vardır.  Bu iki güç arasında sürekli bir kavga mevcuttur. HÜRMÜZ incelendiği vakit HERMES ten başkası değildir. Hayat Daima kavgadır. Zerdüşt rahiplere Magi denir.

” Yaşam sürekli çatışmadır “     Zend_Avesta

Mani dini (215-277) , Babil kökenli Zervanizm ve Med kökenli Zerdüşt düşüncesinden etkilenmiştir.  Zervanizme göre Zervan’ın (Devran-Zaman) ikiz çocuğu vardır ; Hürmüz ve Ehrimen.

” İnsan yaşamı, karanlıkta ışığın çatışması içindedir. “

” İnsanın görevi , kendi içindeki kıvılcımı bulup ışık haline getirmektir. “

SÜMERLER :

Günümüz tarihinin başlangıç noktası ,  kendisinden sonra gelenleri etkileme bakımından önemlidir. Ünlü Gılgamış destanı Ortadoğu özellikle İbrani mitos’ unu beslemiştir. Kendine komşu olan tüm devletleri etkilemişlerdir. Tanrı kavramı bütün sami dillerinde aynıdır.

Antik çağ Ortadoğu uygarlıkları Sümer,Akad,Hitit,babil,Mısır, Fenike,Urartu,Arami ,Keldani, İbrani uygarlıklarının iç içe geçmesinden oluşmuştur. Tanrı kavramı hemen hemen bütün Sami dillerinde aynıdır ;

  • Akad : ilu
    Kenan : il
    İbrani : el
    Aramide : el ve elah
    Güney arapta : il ve ilah
    Süryanilerde : aloho ve aloha
    Babilde : ba al

Semavi dinler içerisinde yer alan melek sözü,  Amoriler’de Milkom ve Sur kentinin tanrısı olarak Melk-Kart , Süryani ve İbranilerde Molek ,Araplarda melek’ tir.

İBRANİLER : İbranilerde Araplar gibi Sami’ dir. Bir babanın farklı yönlere gitmiş 2 oğlundan biri olarak anlatılan İbraniler Mısıra yakın yaşayan gezici çöl bedevilerinin oluşturduğu topluluktur. Göçebeyken bunlara Habiri denmektedir.  Eski ahitte Abraham’a İbrani denmektedir.

Daha sonra ismini İSRAEL olarak değiştirmiştir. Dünya din tarihini derinden etkilemişlerdir. Eski ahitin oluşum kronolojisi,

Debora ve efsaneler                         İ.Ö 1000 den sonra
Yahwehciler                                        İ.Ö 850 den sonra
Elohimciler                                          İ.Ö. 550 ye doğru
Musa,yeşu,samuel,tesniyeciler, İ.Ö. 550 ye doğru.
Kahinler,levniniler                           İ.Ö . 444
Musa 5.kitap Yeniden işleme       İ.Ö 450 den sonra
Tarihler,ezra ve nehemya             İ.Ö 300 e doğru.

Bugün semavi dinlerin ne olup olmadığını daha iyi anlayabilmemiz için Yahudi dinini ve gelişimini çok iyi bilmemiz gerekir. Bunula ilgili olarak  ezoterik gelişim  ezoterik okullarda verilir ve inisiye olanların isimleri değiştirilir. Eski ahitten örneklersek, Abram yada Abraham’ ın adını aba-ra-him olarak değiştirmiştir , halkın Ra babası anlamındadır.

“  işte ahdim seninledir ve birçok milletlerin babası olacaksın ve adın Abram çağrılmayacak, fakat adın ibrahim olacak  “  (tekvin17/5)

is-ra-il      :  ilahi nurun ruhu
is                 :  zeka ruh
ra                :  nur
il                 : tanrı

” artık sana Yakup değil ancak İsrail denecek     “   (tekvin32/28)

Kenan diyarına yolculuk   :   Mısırdan çıkan musa, çıkış hikayelerini ve musayla ilgili hikayeleri yolculuk esnasında toplanma çadırında mısırdaki gibi Hermetik, ezoterik ve ritüel çalışmaları yapar.  Bu çadır toplantılarında kahinlerle birlikte bulunur. Toplantıların rab denilen kişiler yönetir.Toplantı çadırının etrafında koruma ve hizmet alayı bulunur ve bunlara levnililer denir. Başlarında musanın inisiyatik kardeşi Harun (aron) bulunur. Harun aynı zamanda çadırdakiler ve dışarıdaki halk arasındaki tercümandır ,  çünkü dil Mısırca’ dır. Musa ve çadırdakiler ibranice bilmez. Musa mısırdan bize anlatıldığı gibi firavun baskıları yüzünden değil, tarih dikkatli incelenirse iç savaş ve kargaşadan dolayı çıkmıştır. Musa mısır tanrısı Aton (ibranice Adonai), İbrani geleneksel tanrısı el ile birleştirmiş ve iki tanrıyı YHWH diye kodlayarak tek tanrı olayını getirmiştir. YHWH halka kapatılmış , halkın Adonai olarak tanrıya seslenmesi istenmiştir.Musa TORA(Tevrat) adlı kitabında YHWH nin tanımını, ben olan ben diye yapmıştır (çıkış3/14), bugüne kadar doğa parçalarına ve fetiş ve Totemlere tapan insanlık için musa YHWH ile soyut tanrı kavramını öğretmiştir.

Daha sonra bu soyut kavram Adonai olarak kişiselleştirilmiştir.Bu rab çadırı daha sonra Davud’un planlarını hazırladığı ve oğlu salamon tarafından gerçekleştirilen görkemli anıtsal bir tapınağa dönmüştür,  Süleymanın mabedi. Musadan Süleymana kadar olan süreçte gezgin olan İbraniler mabedle birlikte toplum niteliğine bürünmüştür.

SÜLEYMANIN MABEDİ : Mısır piramitlerinden sonra dünyanın en görkemli yapısıdır. Musa dan miras kalan ahit sandığı burada saklanmıştır. Tapınak içlerinde Hermetik geleneğe bağlı olarak öğretim verilir ve Mısırda olduğu gibi derecelendirilir. Bir üniversite ve bilgi bankasıdır. Süleymanda bir bilgedir ,  hem devletin hem okulun başıdır. Tapınak ustalarının geçimleri devlet tarafından sağlanır. Süleyman devrinde öteki inanç mabedlerinin yapımına izin vererek devrinde bir ilki gerçekleştirmiştir. Diğer dinlerde bulunan iyi olan öğretileride alarak inisiye etmiştir. Fakat ona göre bu tapınakta verilen eğitim ve bilgi halk için doğrudan doğruya sürmek oldukça sakıncalıdır,toplumsal kargaşaya yol açar.
Tapınakta öğretilen bütün bilgiler yazıdiliyle değil sembollerle yazılır.Bugün Yahudilere ait olduğu söylenen Davudun yıldızı denen iç içe geçmiş üçgen aslında mısırdaki triadları temsil eder. Bugün hala Dünya bu sembollerle yönetilir. Mabedin girişinde üçgen içinden bakan göz vardır. Bu göz asla Yahudi sembolü olmayıp, osiris dinindeki isis in gözüdür.

SÜLEYMAN           :  Arabi dilde
İBRANİCE              :  ŞELOMOH (barış adamı)
EZOTERİK ADI     :  ŞAL-AM-ON : kozmik sevgi emini.

İbrani Süleyman mısır firavunu 22.soydan 1.Şoşenk in kızıyla evlidir. Tapınağın daha diplerinede inersek karşımıza Kabala ve Zohar çıkar. Zohar, Nur demektir. Öğretinin mistik yolla avranılması ve varlık birliğine ulaşmaktır. Kabala harfler sayılarla eşleştirilerek matematiksel kurallara göre anlamlar üretilmiştir.

KABALA :  Üç temel kavramı vardır ,  sefar,sipur ve sefer.

Sefar :  Sayı nicelik demektir , varolanların birbiryle olan ilişkilerinde birinci derece rol oynar.
Sipur : Yazı demektir ve tanrının yazısından da evrende varolanları anlamak gerekir.
Sefer :  Varlığın en temel ve genel biçimidir,  ON (10) sayısına uygun olarak yapılır.

Yaratılış kitabı Sefer Yetsirah ;

” Sephirot ondur , dokuz değil , on bir değil, ondur. Akıl ve hikmet’ ini onları anlamakta yoğunlaştır. İncelemelerini ve araştırmalarını irfan ve vicdanını onlara ada. Varolan her şeyde Sephirot ‘u bil. Tanrıyı onlarla kavramaya çalış. “

Kabalistler halka sunulan din kitaplarında gerçek bilgilerin serpiştirilerek saklandığını ancak eğitimli insanın bunları görebileceğini söylerler.

RİTÜELLER : Batini / ezoterik öğretide Ritus önemli bir yer tutar. Ritüel gaybı anlamak için yapılan bir yöntemdir.  Mistik güçler (mitos) belli bir törenle (ritus), bireyde (inisiye) içselleşir ,yani mitos ritus ile ozmoslaşır.  Bu olay İbrani kültüründe :  aday akarsuya dalıp yıkanır. Beyaz elbiseler giyer. Sonra oruç tutar ve şu dua yapılır ;  ” tanrının sesi suların üstündedir ” sonra dualarla olay bitirilir.

Hıristiyan ve İslamda ise  ;  önce sufi aday boy abdesti alır , (vaftiz),  temiz elbiseler giyer, mürşit eline verilen bir bardak su ya dualar okunur üfler ve adaya içirilir, sonra kutsal bir kelime İle zikir yapılır.  Ritüellerde mitos gibi simgeseldir, bu simgeler anlaşılmadan kavranılamaz. Simgeler her şeyin anahtarıdır. Bir çok kabalacı kutsal sözcüklerden sakınır.

Eski ahitte şöyleder.

” tanrının adını boş yere ağzına almayacaksın “

Hermetik öğretinin dördüncü kuşağı olan Endülüs musa ibn Meymun, Muhyiddin ibn Arabi en ünlü mistiklerdir ve  İslam tasavvufunu şekillendirmişlerdir. Yahudiler aracılığı ile Anadoluya yayılmışlardır. Melamilerde ve Bektaşilerde önemli etkilere sahiptirler.

Bir dönem , inanç yönünden Yahudileri , İslam mistiklerini ve siyasi yöndende osmanlıyı çokça uğraştıran 1626 doğan Kabalaist Sabetay Sevi bu geleneğin takipcisidir. Mesihliğini dahi öne sürmüştür. Batı dünyasında Yahudilere uygulanan baskının temelleri atılmıştır. Asıl bastırılmak istenen Ezoterik öğretinin halka yayılmasını önlemektir. İnsanlar teist bir anlayışla yönetilmek istenmiş ve panteist düşünce günümüzde dahi zor anlaşılır ve öğretilemez duruma gelmiştir. Batı dünyasında Hristiyan örtüsüne bürünene Marrano ,  Osmanlıda ise Dönme denir. Ülkemizde bunlara bir örnektir ezoterik öğreti ile şekillenen Alevi-Bektaşiler sürekli baskı altındadır.

İBRANİ GELENEĞİ  :  TORA

4 Akım dikkat çeker.

Yazıcılar  -  Ferisiler  -  Saddukiler  -  Esseniler.

Yazıcılar     : Kutsal yazıları yazmak ve korumakla görevlidirler, taşıyıcı ve tarihçidirler.
Ferisiler      : Tanrıya inanır, ruhları, peygamberi tanır şeriatı savunurlar.
Saddukiler : Tanrıya inanır fakat meleklere inanmaz ,peygambere ayrıcalık tanımazlar, Ruha ve ölümden sonra hayata inanmazlar.
Esensiler     : Ezoterik olanlardır. Lut gölü ve mısır civarında örgütlenmişlerdir. İsanın hayatının bir döneminin gizlenmesinin sebebi budur, Ezoterik mabedlerde eğitim almıştır. Tamamen RA öğretisi kullanırlar.

MERMETİK ÖĞRETİNİN ÜÇÜNCÜ KUŞAĞINDAKİ PHİLON :

Mısır iskenderiyesinde öğretiyi yayan İbrani soyundan philon   (İ.Ö 25-İ.S 50), en başta Hıristiyanlık olmak üzere Yahudi ve İslam tasavvufunu derinden etkilemiştir. Önemi ise Mısırdan çıkıp 2 ayrı yolla yayılan Hermetik öğretiyi yeniden birleştirmiştir. Musa ile İbranilerde , Platon ile Yunanda yayılan öğreti yeni bir sentez ile birleştirilmiştir.

YENİ AHİT ‘ te İsanın çocukluğunda Mısır’ a götürüldüğü yazar fakat  bu insanlara söylenmez ve 25 yaşında birden ortaya çıkıp öğretiyi yaymaya başlaması bu sürecin karanlık kalmasını sağlar. İsanın öğretisi ile Philon’ un öğretisi incelendiği zaman birebir aynı olduğu görülür.

Yoksa Tanrı Philonmudur. ?

İSA  =   JESUS    =   YESUS  =   YHWH  ‘ nin kısaltılmışı.

Ye    =   Y (Yod) =   YHWH  ‘ nin kısaltılmışı.

“  Tanrı , oğlu Logos aracılığıyla , Kaos’tan Kozmos’u yaratmıştır.  “

” Tanrının yüzü esrime ile içte bir nur olarak görülebilir. Bunun için arınmalı ve ruhu bilgi ve nur ile yüceltmelidir. “

“  Algıladığımız seyler önce ruhumuzda saklanır ki buna içe ait Logos denir. Dışa çıkınca ise söz biçimini alır.’’

Philon’un buna benzer düşünceleri özellikle Hristiyanlığa yansımış ve Yeni Platonculuk’u etkilemiştir.   Platon ideaları zamanın ve mekanın üstünde gerçek reel olarak görür,  PHİLON ise “  Tanrının onları düşünmesiyle ideler varlık kazanır ” demesiyle Platon ve Aristoda görülen Mimar_Tanrı kavramı yerine Yaratan_Tanrı kavramını ortaya koymuştur.  Philon’ a göre tanrı saltık ve en yetkin varlıktır ,  O her şeyin nedeni, tümel kudrettir.O her şeyin içindedir ve araçları melekler ve ruhlardır.

Philon ‘dan sonra Ammonios Sakkas ‘ ın öğrencisi Plotinos (İ.Ö.270) , Philonun felsefesini mistik anlatımlardan arındırarak Platon benzeri felsefesel kavramları ortaya koymuştur. Plotinos  , Philon’un yaratma kuramına ” Evren bir ‘ in  sürekli açınımıdır “  diyerek karşı çıkmış , bütün dünya üzerindeki tasavvuf anlayışını yeniden şekillendirmiştir. Bu görüş İslamiyette İbn Arabi tarafından Varlık Birliği  (vahdeti vucut) olarak şekillenmiştir.  Philonun Teist yaklaşımına Plotinos Panteist yaklaşımla cevap vermiştir.

MİTLER :

Antik Yunan’da Ksenophanes , Homerosun ve Hesiodos’ un tanrısal mitos anlatımlarını çok eleştirmiş oldukça yadsımıştır.Bu eleştiri ve baskılar sonucunda mitler dinden ve metafizikten arındırılmıştır. Ancak yaşamdan örnekler olan bu mitoslarda kopukluklar baş göstermiştir.

Günümüzde  pisikolojide ortaya çıkan gelişmeler bunun farkına vararak sadece fantastik masallar gözüyle bakmayarak , İnsan davranışları ardında simgesel bir altyapının etkin olduğunu gözlemlemiştir. Mitlerin yapısını ve işlevini anlamak , insan düşüncesinin oluşmasına ışık tutacak , duygu dünyasının ve kişşiliğin oluşmasının anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Uzun zaman inanca bağlı az gelişmişlik içerisinde etkisini sürdüren mitlerin modernleşmeyle birlikte ortadan kalkacağı sanılsada masal niiteliğinde olanlar hariicindekilerin yaşadığı görülmektedir.

Mitlerde  zaman ve mekan sınırlaması yoktur. Toplumların yaratıp yaşattığı mitler geleneği yaşatmakla birlikte gelecekle ilgili özlemleri dile getirir. Çagdaş psikolojide geri dönüş teknikleri uygulamasını bu mitoslardan almıştır. Metafiziksek kozmogoni bir yandan felsefesel spekülasyon biçimini alırken diğer yandan miti dine dönüştürmüştür. Dinsel mit ise tarih bilinci ile aşılmıştır.

İnsan artık kendini toplumsal ilişkilerde varolan birey olarak kavramaya geçmiştir. Paganist Mitlerde eşya ve doğa parçaları yüceltilerek insan üstü varlığa bürünmüştür. Ezoterik okul geleneğinde ise insan aklını özgürleştiren tutsaklıktan kurtaran öğreti ile yoğrulmuştur. Kendinden Önceki mitlere tarihsel olanıda eklerek hepsini kapsayan dinler artık popüler olmuştur. Yazılı kültürüde benimsemeleri onlara kalıcılık ve yaygınlık sağlamıştır.

Semitik dinlerde önce aşkın tanrı kavramıyla soyutlaşmaya gidilmiş ve pağanlık aşılmak istenmiştir. Daha sonra Tanrı kulu ile insana indirgenmiş , sonradan ise ikisi birleştirilerek Tevhid Tanrı kavramı oluşmuştur  (islamiyet)

Dinlerdeki temel mitler :

1- Başlangıç                   (genesis /tekvin/yaratılış)
2- Kurtuluş                    (exodus /çıkış/hicret)
3- Kurtarıcı                   ( mesih/mehdi/hızır)
4- Son mitosu              ( armagedon/kıyamet)
5- Diriliş                         ( ölümden sonra dirilmek /  ölmeden önce ölüp dirilmek)
6- Ütopya mitosu       (paradise,cennet)

Mitler üç din içinde de mevcut olup, insanlık yaşamı tehlikeye girdiği zaman bu mitlerden yararlanmıştır. Orta çağda gelişmenin önündeki  engellerin arttığı bir dönemde  geriye dönüş (flash-back)  , batı uygarlığı köklerine dönüş antik yunan, roma düşünce tarzına dönülerek rönesansın doğuşu sağlanmıştır. Hıristiyanlıktaki Protestan anlayışı din baronlarının egemenliğini kırmak için flash-back yapılmış ve İncile geri dönülmüştür.

Aydınlama döneminin ünlü düşünürü Kant düşüncelerinde tıkanınca , Hegel tarih bilincinde geriye dönüşle herakleitos’un deyalektik yaklaşımlarını örnek almışlardır.  Karl Marks flash-back yaparak ilkel kömünal devlet yönetimini kendine baz almış ve toplumu değiştirme yöntemini, proleteryaya vermiştir.(ütopya miti) Ruhbilimin kurucusu  Freud ‘un psikanalitik tekniklerine bakıldığında onun geriye dönüş ile kişilik analizi yapması tüm sorunların çocukluktaki mitsel ortamda oluştuğunu saptadığını görürüz.

TÜRKLER

Dünyanın en eski kavimlerinden biridir. Tarih ve uygarlık bilinci Türklerde başladığını rahatça söyleyebiliriz. Hint kaynaklarında TURUKHA , diye adlandırılmışlardır.Ön-Türk Uygarlığının ana yurdu Hazar denizi 5 parça halinde iken (bugünkü şeklini almadan önce) Ana vatanları burasıdır. Karbon testleri hazar denizin dibinden çıkan fosillerin antrometrik ölçümleri bunu göstermektedir. Proto-Türkler ise Jeolojik değişimlerden Uray-Altay bölgesini Yurt haline getirmişlerdir.  Bu bölgede Tarihin ilk piramitlerinide yapmışlardır.

TÜRK = TURUK = KUVVETLİ,GÜÇLÜ

Büyük Hun İmparatorluğundan sonra kurdukları , Göktürklerdir. İlk kez resmi olarak TÜRK kelimesini kullanmışlardır.

KHUN : HUN   =   ATEŞ
GÖK – TÜRK     =   TANRISAL HALK

Çeşitli boylar

ON………. OKLAR
ÜÇ………. OKLAR
BOZ…….. OKLAR
OK………. UR
OK………. UZ

Onoklar Altayların Sırderya cevresinde yerleşik Otohhonlardır.

ON       =   KOZMOS
OK       =   KABİLE , SOY,IRK
ONOK =   KOZMİK IRK

Anadoluya ilk gelenler  Oğuzlar (İÖ, 7,000-8,000)  bir boyun adı değil birleşik boylara verilen ad ‘dır.

OK          =  BOY,
UZ          = UZLAŞIK
OK-UZ  = BOYLAR BİRLİĞİ

Bizans kaynaklarına göre Anadoluya Türkiye denmesi ilk defa 9 yy. başlamıştır.IX-X yy ‘larda Volga’dan Orta Avrupaya kadar olan bölgeye Turkhia denmektedir. Fakat bu Türklerin bu tarihte geldiğini göstermez. Etrüsklerin Türk olduğu bugün kanıtlıdır. At’ı ilk evcilleştiren toplumdur ,demiri ilk işleyen toplumdur. Tarih boyunca eşyaya değil insana önem vermiştir. Benzer kültürlerde kölecilik ve ticareti varken Türk tarihinde asla kölecilik anlayışı olmamıştır. BU DURUM ÖZGÜRLÜK ONURUNUN SADECE KENDİLERİNE AİT DEĞİL TÜM İNSANLIĞA AİT OLDUĞU DÜŞÜNCESİNİN BİR YANSIMASIDIR.

TÜRKLERDE DİN :

Tarih boyunca 7 dine mensupturlar.

1- KÖK-TENGRİ
2- SHA-MAN
3- BUDİZM
4- MANİHEİZM
5- MUSEVİLİK
6- HIRİSTİYANLIK
7- İSLAM

Proto- Türklerde din adamına Kam denir. Tanrı soyuttur ikinci derece kutsallaştırdıkları doğa parçaları tanrıya ek olarak alınır. Burda konuyu çok dikkatli düşünmek gerekmektedir doğa parçası tanrı olarak algılanmaz, tanrı her şeyin içinde görüşüdür bu. (Vahdeti vucut) Bu konuyu ülkemizde batı tarihçilerinin etkisinde kalarak onlardan beslenen kendini aydın olarak gören büyüklerimiz gerçek olan bu yorumu asla yapmaz.

GÖK- TANRI
YER – TANRI
GÜNEŞ- TANRI
AY- TANRI
GÖK- TANRI

Gök_Tanrı (Tengri) olarak adını , Altaylarda bilinen en eski sözcük olarak bize Hiung-Nu’ lar aktarmaktadır. Tanrıya Gök yakıştırması tanrının sadece kendilerine değil herkese hitap etmesinin sebebidir.

EVREN = EVİR = GALİLEO ‘dan yüzlerce yıl önce evrenin durmadan hareket ettiği düşüncesinin ilk önce TÜRK’ ler tarafından ortaya koyulduğunun kanıtıdır. Diğer bir inanç sistemi olan Sha-man’ lık ;

  • SHA   =   dişi
  • Man   =   erkek

Dişiyle erkeğin uyumu anlamında olup hiç ölmeyecek bir felsefedir. Ünlü tarihci Heredot İskitlerden söz ederken Türk geleneklerindeki Sha-Man törenlerinden bahseder.  Shaman’ da Kamlar sadece erkek değil,  bayanlarda olabilir.

Sha_Man Kamları Ateş Dansı yaparak ateş karşısında transa geçmeleri gelenekleşerek Türklerde Ocak Kültünü oluşturmuştur. Bir çok inanç ve Töre davranışının kaynağı budur.   Gökte güneş, yerde ateş,  evde ocak Türkler için kutsaldır.

Bilge Kağan Budizme ilgi duymuş ancak Tonyukuk’un dönemin savaş geleneklerine uymadığından dolayı vazgeçrilmiştir. Uygur Kağanı 1762 yılında Maniheizmi resmi din olarak kabul etmiştir. Mani yanlısı gruplar daha sonra Budist bölgelere yayılmış ve bir çoğu Budist olmuştur.

Hazar da bulunan Türkler,İbrani  kaynaklarına göre VII yy. başında  Yahudi dinini seçmişlerdir. İbraniler dışında Museviliği resmi din kabul eden tek devlettir. Ünlü tarihçi Arthur Koestler avrupada bulunan sarışın mavi gözlü Yahudilerin Türk olduğunu ve Hazardan göç ettiğini kanıtlamıştır. Bunlara avrupada ispanya göçmenlerine Sapharad Hazar kökenli olanlarınada Eskenazi denir.

Yine aynı çağda BOLKAR ( Bulgar) Türkleri Slavlaşmış ve Hıristiyan olmuşlardır ve böylece dinler arasında bir sentez oluşmuş ve Ortodoks din yapısından  tasavvufa yönelmiştir. Anadoluda sufi geleneği oluşmuş, alp-erenler yaşamda hem düşünsel hemde mistik ve sosyal, siyasal etkilerde bulunmuşlardır. Anadoluda oluşan bu kültürde saf bir kültürden bahsedemeyiz baskın olan daima kazanmıştır. Horosan erenleri Ortodoks islamcılığa karşısında , duyguya yer veren , aklı inancın önüne geçiren ve insanı amaç edinen bir tutum sergilemişlerdir.

Anadoluda Felsefe

İnsan ve onun oluşumunu belirleyen kültür’dür. Kültürler birbirinden kopuk olmazlar. İnsan aydınlanması insan-insanı , insan-doğayı incelerken oluşturmuş olduğu kültür ve bilgilerin bir sentezidir. Modern sayılan felsefenin Yunanda doğduğu var sayılırsa bu felsefenin ortaya çıkış süreci bir kültür cevresinin ürünüdür.  Bu cevre daha sonra tarihsel süreç içine alınacak ve tutumlar oluşacaktır.

Anadolu etkisi altında batı anadoluda felsefe doğmuştur. Kendisine ilk kez fiozof diyen kişi Pisagor olmuştur. Aristoteles’e göre ise ilk filozof sayılması gereken kişi Thales’ tir.  Felsefe İonya da doğmuştur, ilk biçimini ise Thales, Anaksimander ve Anaksimenes vermiştir. Antik yunandaki İonya Okulundaki felsefecilerin , Thalesten Socrata kadar geçen süreçe doğa filozofları denir. Düşünceler hep doğa ya yönelmiştir. Çağdaş felsefeyi derinden etkileyen isim ise Efesli Herakleitos’ tur.

Herakleitosa göre evren , varlığı ve tüm içeriği bakımından sürekli bir oluş içinde değişmektedir. Her şey kendi karşıtıyla çarpışarak karşıtına dönmektedir. Tüm değişmeler bir doğa yasasına göre  oluşmaktadır bu yasa ise Logos’tur. Logos düzendir , anlamlıdır ve kavranabilir. Logos doğa yasası olduğu kadar aklın ve bilmeninde yasasıdır.

Herakleitos’ un  düşünceleri ise Hermetik yasaların yeniden yorumlanması şeklindedir ; bu dönemde felsefeyi derinden etkileyecek diğer bir isim Parmenides Heraklite karşı çıkarak ;  hakikat tektir, sonsuzdur ve değişmez demiştir. Ona göre felsefe bilimle yapılmaz akıl yürütmelerle ve mantıksal çıkarımlarla  yapılır.  Parmenides ‘in Ünlü öğrencisi Elealı  Zenon Heraklesin devim ilkesine karşı cıkarak diyalektiği yaratır.

” Devim olgusal değil ama yalnızca göreli bir yargıdır, görünürdeki devim oranı iki ya da daha çok nesne arasındaki bir karşılaştırmaya bağlıdır. “  Zenon

Parmenides ‘te Doğa var olan anlamına gelir. Bu terimle , sürekli değişen , oluş halindeki fiziksel varlık değil , tersine görünüşlerin ve değişmenin ardındaki varlık kastedilir ve düşüncelerini Ontolojik bir metafiziğe büründürür.

Felsefe buradan Anaksagoras tarafından  Yunan’a taşınır .  Oda Miletliler gibi doğa filozofudur  doğayı uyum içinde tutan bir yasadan NOUS tan bahsetmiş, Nous’u bir akıl olarak özdeksel doğanın temeline oturtmuştur.  Anaksagoras ‘ın Nous kuramına karşın Miletli Leukipos ve takipcisi  Demokritos atomcu mekanik kuramını öne sürer.Demokritosa göre hareket cisimlerin yer değiştirmesi olarak tanımlanmıştır.  Ona göre ne Nous egemendir ne de raslantı egemen olansadece  özdeksel yasadır.   Ona göre insanları tanrıya yönelten şey korkudur.

Doğacılardan sonra gelen sofistler dikkatlerini doğadan insana çekmişlerdir. En önde gelen Sofist Protagoras ‘tır. Ona göre hakikatin ölçüsü insandır. Her şey hakkında zıt fikirler öne sürülebilir, bunların hiçbiri kesin doğru kabul edilmez.

Sofistlerden sonra Antik dönem felsefesini doruk noktasına taşıyan arka arkaya üç isim birbiirinin öğrencisi olarak gelmiştir. Bunlardan ilki Socrates bir dönüm noktasıdır. Her ne kadar özgün görüşleriyle tanınsada yaşamı akıl ile yönetmek ve gelenekleri eleştirme konusunda sofistlere katılmıştır. Akla , bilgiye ve bilgeliğe önem vererek akla dayalı bir ahlakcılığı savunmuştur. On agöre ilahlara tapınma bir devlet görevidir.

” Bilgi erdem , erdem de mutluluk üretir. Kötülükte bulunan insan aydınlanmamış bir insandır. “

Antik çağın ve tüm zamanların en ünlü filozoflarından biride Platon ‘dur. Kendinden önceki felsefeleri bir dizge içerinde toplamayı başarmıştır. Socratın ölümünden sonra Mısır ve Anadolu gibi yerlere seyahat etmiş sonra atinaya dönmüştür. Daha sonra Sicilyaya gitmiş ve orda tutuklanarak köle olarak satılmıştır. Dostu Kireneli Anikeris tarafından satın alınıp serbest bırakılmıştır.  İdealar Kuramı eytişim (diyalektik) yöntem üzerine kurulmuştur. Ona göre evrenin tüm öğelerini oluşturan kökensel gereç özedek madde olrak saptanmaktadır.

” Hiçbir özdeksel nesne eksiksiz değildir, ne de eksiksizliğine Özdek olarak saptanmaktadır. “

Dizgesel felsefenin iki ustası Platon ve onun öğrencisi Aristoteles kendinden sonraki tüm düşünceleri derinden etkilemişlerdir. Halen günümüz kültür ve uygarlığında  onların kavramları temel taşlar niteliğindedir.

HIRİSTİYAN TASAVVUFU

Saint Aurelius Augustinus (354-430)  Duyuncun pekinliği , bir başka deyişle insanın bilincini oluşturan iç deneyimlerinde edimsel olarak pekin bilgi , us ya da ruha dolaysız pekinliği sunmaktadır.  Bilinen düşünceler , tüm doğa olayları tanrısal buyruk ile gerçekleşir. Kötülük iyiliğin yokluğundan kaynaklanır. En yüksek gerçeklik tanrıdır.

Scotus Erigena (Platoncu)  Tanrı reel tözdür.
Anselmus . Tanrı saltık olgusaldır çünkü tüm yüklenimleri evrenseldir. Eksiksiz varlık düşüncesi taşıdığımız için böyle bir varlık var olmak zorundadır. Olgusallıktan yoksun her düşünce eksikli olacaktır.  Ünlü sözü Credo ut İntelligam ;  anlamak için inanıyorum.

Roscellinus (Aristotelesçi-Adcılık) Evrensel ya da saltık idea , yanlızca genel bir şeyler sınıfı için ortaklaşa bir ad ‘tır.

Abaelardus . O da çağdaşları gibi anlamak için inananlardan. Universale neque ante rem , sed in re : Evrensel , ne nesneden önce ne de sonradır.

Aqinolu Saint Thomas (1224-1274)  Gerçeklik bir düşüncenin nesnesi ile bağdaşmasıdır. Tanrının düşüncesi en son olgusal nesnelerin kendileridir. Öyleyse tanrı kendisinde gerçektir. Tanrıyı görmek için onu sevmek gerekir. Onu sevmezsen bu hedefe ulaşamazsın.

Yorumlar
  1. faik bülent işgören diyor ki:

    teşekkürler.

  2. kuya diyor ki:

    yazınıza özen gösterip ayrı yazılması gereken “de” ekini doğru şekilde yerleştirmeniz ve bahsi geçen etimolojik tahlilleri ve tarih bilgisini kaynaklarıyla vermeniz gerekir.

  3. Saklı Site diyor ki:

    Yorum yapmak bile kimin haddine. Bu yazıya ve verilen emeğe sadece şapka çıkartılır.

    Yazıdaki bilgiler bilinmeyen kutsal bir menbaadan akıyor izlenimi veriyor.

    Hızlı bir şekilde okudum. Boş bir zamanımda irdeleyerek tekrar tekrar okumak istiyorum.

    Neferkaminanu bu yazı ile kendini bile aştığına inanıyorum. Saygılarımla..

  4. uyanın diyor ki:

    oncelıkle elınıze saglık.
    “YENİ AHİT ‘ te İsanın çocukluğunda Mısır’ a götürüldüğü yazar fakat bu insanlara söylenmez ”
    bu incilin neresınde yazıyor.

    • Niggena diyor ki:

      Matta 2,13-23
      Yalniz bunun ‘insanlara soylenmemis’ olmasi garip, cunku zaten Yeni Ahit’te yaziyor.
      Ezoterik doktrine gore Isa Misir’da degil, Tibet’te inisiye olmustur, ancak Tibet’ten gercekten hic bahsedilmez bildigim kadariyla.

  5. Emre Tekin diyor ki:

    Tanrı evi-beyt te inisiye olmak, Ali beytte, kabede doğmuştur…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s